| SAIT ÇETİNOĞLU: Ermeni Sürgünleri ve Ermeni Soykırımı; Türkiye’den kovulmak |
|
|
|
| Freitag, den 20. Mai 2011 um 19:38 Uhr | |||||
Seite 1 von 2 İttihat ve Terakki iktidarı döneminde 1915 Soykırımı sırasında boşaltılıp Ermeni sakinlerinin ölüm yolculuğuna gönderilmesinden sonra, soykırımdan bir şekilde kurtularak dönenlerin köyü… Kemalist dönemin Bakanlar Kurulu’nca 1938 (1) tarihinde tekrar askeri bölge ilan edilip Ermeni sakinleri askerî tesisat ve garnizonların bulunduğu yerlerden uzak bir mahalle nakledilerek ikinci kez boşaltılan Kayseri-Efkere Köyü Ermenisi Donik (Donogan) Yeseyan’ın (Hacı Bey) Efkere’den başlayıp ABD’de noktalanan ilginç hayat hikayesi (2) yakın tarihe ışık tutması bakımından önemlidir. Harry Yeseyan eserinde, ailesinin yaşamından hareketle Osmanlı Türkiye’sinde ve daha sonra göç edilen ABD’deki yaşamlarını okuyucularıyla paylaşır. Bu bakımdan da Ermeni köy hayatı, şehir hayatı ve Ermenilerin ruh durumunu aktarması bakımından önemli olduğu kadar, “Bizim halkımız artık burada emniyette değil, gerçi daha önce emniyette miydik, o da tartışılır. Lütfen anlayın ve bizden dualarınızı esirgemeyin. Yeni bir ülkede yeni bir yaşama başlamalıyız,” diyerek, ucuz işçi olarak göç edilen, sığınılan yabancı ülkedeki yaşamın anlatılması bakımından da önem taşımaktadır. Memleketlerini hüzünle terk etmektedirler: “Üçümüz de küpeştede durduk, uzaklaştığımız İzmir şehrine bakmaya başladık. Şehir kalbimi çekiyor, ‘Gitme Gitme!’ diyordu sanki. Senin ait olduğun yer burası. Memleketin burası senin. Büyükbabalarının gömüldüğü yer.”
Yeseyan, bugün hala askeri yasak bölge olan Efkere Köyü’nü ve köydeki Ermeni yaşamını tasvir eder. Millet sisteminin İstanbul’un dışını ve özellikle kırsal kesimi kapsamadığını, Batı Ermenistan Ermenilerinin oldukça kısıtlı ve zor bir yaşam sürdüklerini kaydedelim (3): Bölgedeki yetkililer Hıristiyan ibadetlerini engelliyorlardı ama köyümüzde yaşayan Türkler olaya başka türlü bakıyorlardı. Yerel Türklerle hiçbir sorunumuz yoktu. Yani tipik bir ne sen bana karış, ne ben sana karışayım durumu vardı. Donik’in İzmir’de bir Türk kahvesine girişi şaşkınlıkla karşılanır: Biraz zaman geçtikten sonra göze çarpan genç beyefendi Donik’e döndü ve onun Ermeni olduğunu anladığı için bir süre baktı. Ermeniler genellikle kendi kahvelerine giderlerdi o günlerde, yalnız başlarına bir Türk kulübüne girmeye pek cesaret edemezlerdi. Yaşamları, umut bağladıkları Jön-Türkler döneminde de giderek zorlaşmaktadır: “Ya Yeğenim, hayat tıkır tıkır gidiyordu, yalnızca evden mektup aldığımız zaman üzülüyorduk. Balkanlarda savaş vardı. Halkımızın büyük bölümü savaşa Osmanlı İmparatorluğu’nun yanında girdiği halde bazıları, yere tükürdün, vergi kaçırdın gibi sudan sebeplerle tutuklandılar.” Aklıselim insanları da işaret ederler: “Bu Osmanlı yurttaşı gerçek bir dost dedim babana. İbrahim Paşaların desteği ve bilgisine başvurulmazsa, Ermeni sorunu korkarım çok çirkin bir yolla çözülecek.” Bu bakımdan Soykırım sonrasında Türk dostu Hakim Bey’in mektubu bir üzüntünün ifadesi ve Ermeni halkına karşı tarihsel haksızlığın altını çizer, adalete olan inancı ifade eder: Sevgili dostum, tarihte en iğrenç gaddarlık olarak yer alacak bu katliam için affına sığınırım. Bizi affet. Hem insanlığa hem doğaya karşı işlenmiş bu korkunç eylemler için bütün Türkleri suçlama. Bu vahşi ölümlerden sorunlu olanlar mahkemeye çıkarılacak, barbarca davranışlarının karşılığını alacaklar, sana söz veriyorum. Bu suçların karşılıksız kalmamasını isteyen, benim gibi düşünen birçok iyi Türk'ün olduğunu da bil. Adalet yerini bulacak. Tanrı seni ve çocuğunu koruyup gözetsin. Hakim Bey, Ermenilerin maruz kaldıkları durumdan son derece rahatsızdır. Bugün az sayıda insanın olduğu gibi. Yeseyan’ın hikayesi de Soykırım anlatımlarından biridir. Ne kadar kurban ve sağ kalan varsa bu jenositle ilgili o kadar öykü varsa da. Harry Yeseyan’ın kaleminden Donik Yeseyan, Nazar Amca ve Krikor’un öyküleri birbirlerini tamamlayıp Ermeni Jenosidi’nin 1915-1922 döneminin portresini çizerken, Osmanlı yönetimindeki Ermeni halkının yaşamına ayna tutar. İzmir’e gitmek isteyen Donik’i caydırmak isteyen ağabey Nazar’ın söyledikleri Ermeni yaşamı ile ilgili çok şey söylemektedir: Sen başına bela arıyorsun! Köyün dışında yatan tehlikelerden sana kaç kez söz etmem gerekiyor? İzmir'e gitmek o kadar kolay değil herhalde. Civardaki tepelerde, kuytularda gizlenmiş, senin gibi bir Ermeni çocuğunun yolunu gözleyen kanlı katiller var. Seninle oynadıktan sonra o güzel bilyelerini sokuverirler… …Tamam küçük adam, haydi sözün gelişi, diyelim ki o senin değerli İzmir'e vardık. Bizim için daha kötü olacağını anlamıyor musun? Ermeniler büyük şehirlerde hoş karşılanmaz. O kalın kafan bunu anlayabiliyor mu? Türkler Ermenileri sevmez, yaşamımızı daha da zorlaştırırlar. Burada, Efkere'de kendi insanlarımız arasında yaşıyoruz. Niçin her şeyi oluruna bırakmıyorsun?... …Çok garip görünüyor değil mi, yeğenim? Onun mevkisinde olan birinin eşkıyaların, Ermenileri büyük şehirlere girmekten bilinçli olarak alıkoymaları için hoş görüldüğünü anlamaması olası mıydı? Bazı eşkıyaların katliamlar yapmak için hükümetçe cesaretlendirildiği bir gerçekti… 1894-96 katliamlarından kurtulsa da, Hamid döneminde sistematik bir şekilde tırmandırılan bu katliamlardan Efkere de nasibini alacaktır. Yeseyan, 1894 öncesi katliamlardan söz eder: Bir katliam oluyordu. Aşiretlerin saldırısına uğramıştık. Bazıları piknik alanını işgal etmiş, bazıları da evlerimizi yağmalayıp ayırt etmeden öldürüyorlardı. Erkekler, kadınlar ve çocukları acımadan kılıçtan geçirdiler. Kundaktaki bebekleri kapıp, kılıç uçlarına geçirmek için havalara fırlattılar. Kılıçtan kurtulanlar yere düşüp, atların ayakları altında ezilerek can verdiler. Ah İsa aşkına, yapacak hiçbir şey yoktu. Korumasız ve yardımsızdık… Üzücüdür ama böyle saldırılar Ermeniler için yeni değildi. Sık sık gaddarca yapılan katliamlar, çocuk kaçırmalar oluyordu. Daha sonra bunun Sultan Abdülhamit'in, imparatorluğundaki Ermenileri baskı altında tutmak için uyguladığı planın bir parçası olduğunu öğrendik. …Hacı Bey ile birlikte memlekete doğru yolculuğumuza devam ettik. Kanlı Piç Osman’ın ‘kılıcımız Ermeni kanı istiyor’ sözünü aklımdan çıkaramıyordum. İçimden bunun doğru olduğunu biliyordum. Günlerimiz sayılıydı. Ermeniler geleceklerinden umutsuzdurlar, umutlu olsalar vatanlarını bırakıp yabancı ülkelere neden göç etsinler: Hiç umudum yok dedi Takvor. İnsanlar aptal, ne nasıl yaşayacaklarını biliyorlar, ne de nasıl yaşatacaklarını. Burada şunu özellikle vurgulamak gerekir ki Ermeniler tarihsel topraklarından göç etmeyi akıllarından geçirmemişlerdir, ancak koşullar onları dünyanın dört bir yanına serpiştirtmiştir. Bugün dünyanın herhangi bir yerinde doğmuş bir Ermeni’ye nereli olduğu sorulduğunda Sivaslıyım, Maraşlıyım, Ayıntablıyım, Garinliyim… cevabı alınır. Vatanlarıyla fiziki bağları kopartılsa da hiçbir Ermeni vatanlarıyla imoral bağlarını kopartmamıştır. Hacı Bey’in eşi Amerika’ya gelişlerini şu sözlerle ifade eder: Ah tabii, bir gün Amerika'ya gitmeyi ben de düşünmüştüm ama sadece ziyaret veya tatil için. Hayatımın geri kalan kısmını orada geçirmek için gideceğim aklımın ucundan bile geçmemişti. Kapitalizmin ucuz ve güvencesiz işçi ihtiyacını karşılamak üzere dört bir yana savrulan bu insanların yeni ülkedeki hisleri, anavatanda maruz kaldıklarının özlü bir özeti gibidir: Daha önce hiç hissetmediğimiz bir şeyi hissediyorduk: Özgürlük. Sanki bütün yaşantımızı önceden karanlık bir odada geçirmiştik de, sonra aniden birisi gelip düğmeye basıp ışığı yakmıştı. Özgürlüğün ne demek olduğunu ilk kez anlıyorduk, tüm insanların doğuştan onurlu olduklarını da. Anavatanda halklar arasında yaşamın iç içe geçtiğinin ifadesi yeni ülkede de kendisini gösterir: ‘Hoş geldiniz’ dedi Türkçe. ‘Hoş bulduk’ dedik biz de. Şivesinden, Türkiye'nin, Ermenilerin anadillerini unuttukları ve yalnızca Türkçe konuştukları bir bölgesinden geldiğini anladık. Bu insanların çoğunun tavırları da Ermeni'den çok Türk'e benziyordu. Ancak gittikleri yerlerde kolaylıkla yer edindiklerini söyleyemeyiz. Ermeni sığınmacıları yeni ülkelerde 1929 büyük buhranı beklemektedir. Bu kez buhran Ermeni sığınmacıları silindir gibi ezer: Ermeni Soykırımı, büyük buhran hakkında konuşmalar başlardı. Birkaç gözyaşından sonra, eski memleket ve çok sevilen kayıplardan söz eden yürek titreten türküler başlardı. Bu acılı türküleri kim dinlerse ağlardı. Harry Yeseyan’ın çalışması Ermeni Soykırımı’nın basit bir anlatımıdır. Sıradan insanların akıl almaz öyküsü olarak da adlandırabiliriz. Sıradan insanlar o kadar korkunç ve insanlık dışı şeylerle karşılaşmışlardır ki aradan bir asra yakın zaman geçmesine rağmen etkilerinden kurtulamamaktadırlar. Yeseyan ailesinin Efkere’de kalan bireylerinden sadece iki kişi 1915 Soykırımı’ndan kurtulabilmiştir. Kurtulabilen bu sıradan insanlar halen yaşadıklarının etkisinde olup yaşadıklarına inanamamaktadır. Soykırımdan tesadüfen kurtulanlardan dayı Korken Çakıryan bu kitap yazılırken [1994] sağ olmasına karşın yaşadıklarıyla ilgili konuşmak istememektedir. |
|||||
Top 10
- Die Anerkennung des Völkermords und die US-Politik
- “Eine tatsächlich Öffnung des türkischen Staates steht noch aus”
- Eyewitness accounts of the Armenian genocide from the Danish archives: Digin Versjin
- Die Kurden und der Völkermord an den Armeniern - Einige Stellungnahmen von kurdischen Politikern und Autoren
- Erika Steinbach und der Zentralrat der Armenier in Deutschland
- Wie in Deutschland das Image eines despotischen Regimes aufpoliert wird
- Gibt es neue Lösungsmechanismen im Karabach-Konflikt?
- Missak Manouchian
- ‘A Fate Worse Than Dying’: Sexual Violence during the Armenian Genocide
- Völkermordleugnung als Normalität
Suche - Search
Termine
19. Mai 2012 ab 17:00 Uhr
Gedenkveranstaltung an die Opfer des Genozids an den Pontosgriechen 1916-1923
Vortrag von Dr. Tessa Hofmann
Ort: Gesamtschule Ronsdorf, An der Blutfinke 70, 42396 Wuppertal
Veranstalter: Kulturverein der Griechen aus Pontos in Wuppertal und Umgebung
19. Mai 2012 ab 16:00 Uhr
Schweigemarsch anlässlich des Gedenktages des Völkermords an den Pontos-Griechen
Start: Wilhelmsplatz 10, 70182 Stuttgart
Ziel: Kranzniederlegung am Stauffenbergplatz am Mahnmal für die Opfer des Nationalsozialismus
Ankündigungsflugblatt der Veranstalter >>
10. Mai bis 24. Juni 2012
„Der vergessene Völkermord“
Austellung mit Aufnahmen, die Armin T. Wegner von der Vertreibung und den Morden an den Armeniern machte
Ort: Mahn- und Gedenkstätte Steinwache, Steinstraße 50, Dortmund
Öffnungszeiten: dienstags bis sonntags von 10 bis 17 Uhr
Eintritt ist frei!
Ohne Kommentar
„Der Zentralrat der Armenier in Deutschland (ZAD) hat den Veranstaltern des Steiger Award eine machtvolle Demonstration der Empörung versprochen“ (ZAD-Info, 15.03.2012)











