|
|
RECEP MARAŞLI: Soykırımı inkâr ve Fransa'ya hücûm!.. |
|
|
|
|
Mittwoch, den 25. Januar 2012 um 22:19 Uhr |
|
Fransız Ulusal Meclisi'nde 22 Aralık 2011 günü kabul edilen ve kısaca “Fransa’nın yasayla tanıdığı soykırım suçlarının kamuoyu önünde övülmesi, savunulması ya da inkârını" yasaklayan yasaya, Türkiye resmi düzeyde öylesine ölçüsüz bir tepki gösteriyor ki; 1999'da Öcalan Roma'da misafir edildiğinde, Türkiye'deki cahil kalabalıkların İtalya'dan ithal edilen portakalların üzerinde tepindikleri millî histeri günlerine geri dönüldü adeta. AKP ile hiçbir konuda bir araya gelemeyen CHP ve MHP bu konuda kutsal milli ittifak kurmada bir an bile gecikmediler. Tabii ki Perinçek ve Kerinçsiz'in gibilerin eksikliği yine de belli oluyor!
|
|
|
RECEP MARAŞLI: Kürdün birinden cevap... |
|
|
|
|
Dienstag, den 13. Dezember 2011 um 21:09 Uhr |
|
Liberal demokrat aydınlar içerisinde seçkin bir yeri olduğunu düşündüğüm Etyen Mahçupyan, Zaman gazetesine yazdığı "Kürtlere Hrant Dink sorusu"[1] başlıklı yazısında, kendisinin diaspora Ermenileriyle sürdürdüğü diyaloglar sonucu edindiği deneyimlerden yola çıkarak Kürtlerin kendilerine Hrant'ın şu sorusunu sormalarını öneriyor:
"Acaba 'biz' ne yaparsak, devlet doğruyu yapma yönünde teşvik edilmiş olur ve aynı zamanda 'bizim' için de doğru bir hayat ve ilişki alanı doğar?"
|
|
RECEP MARAŞLI: 6-7 Eylül Olayları: Türkiye'nin Kristal Gecesi |
|
|
|
|
Donnerstag, den 07. Juli 2011 um 11:08 Uhr |
|
Beyoğlu İstiklâl caddesinde Türk bayrağı asarak önlem almış olanların dışında ve daha önce tertipçiler tarafından işaretlenmiş tüm dükkanlar yerle bir edilmişti. Örgütlendirilmiş ve kışkırtılmış çapulcu kalabalıklar tarafından Taksim, Arnavutköy, Ortaköy, Karaköy, Eminönü, Sirkeci, Gedikpaşa, Çarşıkapı, Kumkapı ve Bakırköy de aralarında olmak üzere 52 yerde birden aynı anda çıkarılan yangınlarla tarihi, ulusal, kültürel ve sanat varlıkları bir gecede yakılıp kül edildi; yıkıldı, yağmalandı. İstiklal caddesi baştan ayağı tek bir dükkan kalmamacasına yağmalanmıştı. Yollar boydan boya kırılıp dökülmüş, parça parça edilmiş eşyalarla doluydu. Ellerine kazma, kürek, balyoz ne bulmuşsa kırılıp dökülecek Rum, Ermeni evi, işyeri arayan grupları şehrin dört bir yanında sabaha kadar terör estirdi. Tünel’deki Embros, Apoyevmatini, Tahidromos gibi Rumca yayın yapan gazetelerin idarehaneleri; Patrik’in Tarabya’daki evi ateşe verildi. Rum ve Ermeni hastanelerine bile saldırılarak yangınlar çıkarılmış, gayri Müslim mezarlıkları açılarak cesetler sokaklarda sürünür olmuştu.
|
|
RECEP MARAŞLI: Dersim Bahsinde Unutulanlar |
|
|
|
|
Birinci Bölüm:
Türkiye'de AK Parti iktidarı ortaya "açılım" adına dişe dokunur bir reform projesi koyamadı ise bile, göründüğü kadarıyla "Açılım"ın yol açtığı resmi tarih, ideoloji ve politika tartışmaları geçmişle hayırlı bir hesaplaşmaya vesile oluyor. Devletin resmi tabularının ardı ardına devrilmesi karşısında ideoloji ulemaları çaresiz kalıyorlar. "Öymen vakası" daha önce binlerce kez dile getirilmiş, yazılıp çizilmiş Kemalist retoriğin has bir örneğinden başka bir şey olmamasına rağmen, aldığı tepkiler itibariyle bir yolun sonuna gelindiğinin işareti sayılabilir. Bu tartışmalar sırasında yazılanları, söylenenleri olabildiğince takip etmeye çalıştım. "Dersim 38'in bir TC Başbakanı'nın ağzından "katliam" olarak nitelenmesi başlı başına öneme sahip.
Tartışıldıkça inkâr edilemez biçimde görülüyor ki, Dersim'de bir katliam yapılmıştır. Bunun sorumlusu da sadece bir iki general değil, Mustafa Kemal'in başında yer aldığı sistemdir. Zaten Öymen, "Ben Atatürk'ün yaptıklarını savunuyorum; Ben faşistsem Atatürk ne?" derken nasıl olsa Atatürk'ün katliam sanığı olarak tartışılmaya cesaret edilemeyeceğini sanıyordu, oysa tartışmalar bu "kırmızıçizgileri" silip süpürdü. Yine da tartışmalar sırasında ifade edilmeyen, dikkat çekilmeyen önemli bir çok olgu var; tarihsel olgulara kıyasla tutarsız ve yanlış bir yığın tanımlama varlığını sürdürüyor. Bir noktadaki olumlu yaklaşımların hatırına, diğerlerindeki çarpıklığı görmezden gelmek doğru değil. Bu yazımda Dersim tartışması bağlamında unutulanlara ve kanıksanmış yanlışlara dikkat çekmeye çalışacağım. Yalanlar birbirine yaslanarak ayakta dururlar: içlerinden birisi devrilince diğerleri de çöker. Güncel tartışmalar babında madem Dersim tabusu devriliyor, buradan çekerek değer yalanları da onun ardına sürüklemekte fayda var diye düşünüyorum. Bu nedenle olguların birbiriyle bağlantısı ve tanımlamaların hatırlatılması gerekiyor.
|
|
1909 Adana Katlıamlanın 100. Yılı |
|
|
|
|
Dienstag, den 21. April 2009 um 02:00 Uhr |
|
1915 soykırımını, Dünya savaşının yarattığı özel koşulların ve fırsatların yarattığı aniden gelişen bir kırım hareketi olarak değerlendirmek yanlış olur. Onu aslında Osmanlı İmparatorluğunu istikrarlı bir biçimde Türkleştirme/İslamlaştırma sürecinin tepe noktası olarak görmek gerekir. Bu tarihin hem çok öncesinde ve hem de sonrasında. Osmanlı İmparatorluğunun egemen olduğu coğrafyayı “tek ulus- tek kültür-tek dine” dayalı bir homojenleştirme zihniyet ve siyaseti süregelmiştir.
|
|
RECEP MARAŞLI: 1915 Soykırımı: Tanıma Ve Özür |
|
|
|
|
Montag, den 30. März 2009 um 02:00 Uhr |
|
Her 24 Nisan yaklaştığında, Türk politikacılarını ve diplomasisini “soykırım humması” sarıyor. Türkiye toplumunda da giderek gelişen anma ve tanıma eğilimi, çeşitli ülkelerdeki etkinlikler ve daha da korkutucu olan resmi tanımalar, hastalık derecesinde bir rahatsızlıkla tartışılıyor. Bu ateşli nöbet, daha çok ABD Senatosu veya Başkanı’nın “Soykırımı tanıma” tartışmalarına endeksli olarak şiddetlenebiliyor ve doruk noktasına ulaşıyor.
Başkan Obama’nın seçim kampanyası boyunca Ermeni soykırımını tanıma sözü vermiş olması, ABD Başkanının 24 Nisan mesajında “soykırım” sözcüğünü kullanabileceği beklentilerini artırıyor. Bu ise Bush döneminde oldukça sarsılmış olan ABD-TC ilişkilerinin Obama döneminde yeniden eski günlerine döneceğine inanan Türk diplomasisi için bir kâbus anlamına geliyor. Zira öyle olmasa bile kendi kamuoyunu aşırı derecede şartlandırmış olan Türk politikacıları için bu durum sert bir karşılık vermeyi gerektiren “düşmanca bir tutum” olarak lanse edilmiş durumda.
Buna rağmen Türk politik kamuoyunda genellikle iyimser bir hava egemen. Obama’nın 24 Nisan öncesi Türkiye’ye resmi bir ziyaret yapacak olması; ABD’nin Irak’tan kademeli çekilme programı nedeniyle Türkiye’nin desteğine daha çok ihtiyaç duyacak olması gibi varsayımlar, bu kez de “Soykırımı tanımanın kurban edilebileceği reel politik gerekçeler olarak görülüyor. Bu nedenle Obama’nın daha önceki sözlerine rağmen kuvvetli bir tanımadan kaçınacağına inanılıyor.
Belki bu kez de Beyaz Saray, Türkiye’nin kalbini kırmayacak bir formül bulabilir. Ama gerçek şu ki ABD soykırımı tanısa da tanımasa da Türkiye ile ilişkilerde stratejik bir bozulma söz konusu olmaz.
|
|
|
|
|
|