|
|
|
|
RAGIP ZARAKOLU: Sakallı Nurettin Paşalar |
|
|
|
|
Samstag, den 04. Februar 2012 um 22:02 Uhr |
|
Bir zamanlar ortalarda ben İzmir fatihiyim" diye dolanan bir zat vardı. Şimdi kimselerin hatırlamadığı.
Herhalde gelip geçmiş en demokratik meclis olan 1. Meclis, onu görevden alacaktı. Koçgiri ve Pontus bölgesinde "asayişi sağlarken" yaptığı mezalim nedeniyle.
Bu paşanın mezalimleri daha sonra da bitmedi.
|
|
Ragıp ZARAKOLU: Çözümsüzlüğün son adımı nihai çözümdür |
|
|
|
|
Dienstag, den 17. Januar 2012 um 16:33 Uhr |
|
Aslında Uludere olayı bir trajedi olması yanında, hepimiz için bir uyarıdır. Uludere olayının asıl nedeni, bu ülkede en azından 30 yıldır devam eden çözümsüzlük politikalarıdır. Talat Paşa, 1915 yılında kendisi ile görüşen Amerikan Büyükelçisi’ne, “Abdülhamit’in beceremediğini, ben becerdim” diye böbürlenmişti. Sorunun bir tarafını imha etmek, asla bir çözüm olamaz.
|
|
RAGIP ZARAKOLU: TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKALIĞI’NA |
|
|
|
|
Mittwoch, den 11. Januar 2012 um 19:51 Uhr |
Tehcir, tedip ve tenkil 19. ve 20. Yüzyılın temel kolonyalist politikası olmuştur ve dünyanın bütün parçalarında etkisini göstermiştir.
Kolonyalizmin son evresi olan emperyalizm çağında ise, bu politikalar en had safha olan jenosit düzeyine varmıştır.
Yahudi düşmanlığı olan anti-semitizm ne yazık ki Avrupa kıtasından kök almıştır. Ve bunun reaksiyonu olan Siyonizm de bu coğrafyada yeşermiştir. Bugün Avrupa kıtasında ırkçılık ve yabancı düşmanlığının yeniden artması endişe vermektedir. Ne yazık ki bu eğilimler kendi ülkemizde de yükselmektedir.
Avrupa milliyetçiliği, ulusal üniter devlet modeli 20. yüzyılda bir model olarak dünyanın birçok yöresinde rağbet görürken, Avrupa’da 20. yüzyılın ilk yarısında kendi ülkelerinde de uygulanmış; asimilasyon ve dönemsel sürgün ve kıyım politikalarını kendi içlerinde uygularken, bir yandan da kendi aralarında da paylaşım kavgalarına girişmiş ve birbirini izleyen iki dünya savaşı ile dünyayı topyekun yok olma tehlikesi ile yüzyüze bırakmıştır.
|
|
RAGIP ZARAKOLU: Kırılma noktası |
|
|
|
|
Freitag, den 06. Januar 2012 um 08:10 Uhr |
|
Çocukluğumdan hatırlayabildiğim ilk anı, 1951-52 yılından. Sadece batan kocaman bir portakal gibi bir güneş. Ahşap bir konağın dördüncü katında oturuyormuşuz Beykoz’da.
Sonra hatırladığım Beykoz’dan Bakırköy’e otomobille gelişimiz yine ahşap bir konağa. İlk gün yer yatağında tavandaki nakışlara bakarak uyuduğumu hatırlıyorum. Herhalde 4-5 yaşındayım. Adnan Menderes ile ilk tanışmam da o yıllarda oldu. Şahsen değil karikatürler aracılığı ile. Çocuk dünyama Menderes koca burunlu karikatürleri ile hayli sempatik gelmişti. Dolayıyla bir başbakan benim için korkulan bir figür değildi. Demek o zamanlar siyasetçilerin karikatür kompleksi yokmuş. O yıllarda siyasetçileri ti’ye alan bir karikatür albümü bile vardı evde.
İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay’ı da severdim bir çocuk olarak, çünkü küçük boylu idi. Bir şarkı da çıkmıştı o zamanlar o sıralar. “Mini mini valimiz” diye.
|
|
RAGIP ZARAKOLU: Osmanlı ordusunda Ermeniler |
|
|
|
|
Geschrieben von: Administrator
|
|
Mittwoch, den 26. Oktober 2011 um 21:28 Uhr |
|
Resmi Türk tarih tezine göre 1915 yılında yaşanan bir soykırım değil, 1. Dünya Savaşı sırasında, “Ermeni ihaneti” nedeniyle alınmış bir zorunlu göç olayı. Cihan Harbi’ne girme konusunda, İttihat Terakki Darbe Hükümeti son derece istekli idi. Böylece Balkan Savaşı’ndaki utanç verici yenilgiyi unutturacaklarını, Alman emperyalizminin desteği ile bir Turan imparatorluğunu kuracaklarını hayal ediyorlardı. Bunun için ise, Ermeni halkının varlığı bir engel olarak görülüyordu. Ayrıca savaşa katılarak Ermeni Reformu’nu askıya alacaklarını biliyorlardı. Sosyalist partiler Avrupa’da patriyotizm/yurtseverlik adına, dünya savaşının önünü açarak emekçi kitlelerin birbirini katletmesini kolaylaştırdılar. O dönemde sadece Rosa Luxemburg, Liebknect, Lenin gibi isimler Enternasyonalist geleneğe sahip çıkarak, savaşa ‘hayır’ dediler. Ama çok azınlıkta idiler. Bu dönemde Lenin, Zinoniev ile birlikte kaleme aldığı kitabına “Akıntıya Karşı” adını verecekti.
|
|
RAGIP ZARAKOLU: Kan ve gözyaşları ülkesi |
|
|
|
|
Freitag, den 16. September 2011 um 16:26 Uhr |
|
Şu sıralarda, elimde Jakob Künzler’in “Kan ve Gözyaşları Ülkesinde. Dünya Savaşı Sırasında Mezopotamya’da Yaşananlar” adlı kitabı var. Kitapta, Urfa özelinde Çok Kültürlü bir coğrafyanın 1896-1920 yılları arasında nasıl yok olduğunun öyküsü var. Hans-Lukas Kieser’in, “Iskalanmış Barış” adlı İletişim Yayınları tarafından yayınlanan kitabı Mezopotamya coğrafyasının çok kültürlü geçmişini tam olarak anlatan en önemli çalışmalardan biridir.
|
|
Geschrieben von: Administrator
|
|
Dienstag, den 21. Juni 2011 um 21:46 Uhr |
|
Siz bu yazıyı okuduğunuzda ben Der Zor yollarında olacağım. Suriye’de hemen Çölün yanında ve Fırat’ın kıyısında yer alan Der Zor kenti, “Ermeniler için, Auschwitz’e yakın bir anlam kazanmıştır” der Peter Balakian. “Bu iki yerin her biri farklı biçimlerde bir ölüm kampı ve kitlesel öldürmenin sistematik sürecidir. Her biri karanlık bir harita üzerinde işaretlenmiş sembolik bir yer, veciz bir isimdir. Der Zor hiç aklınızdan çıkmayan ya da bir çapak ya da diken gibi sizi rahatsız eden bir terimdir: “Der” “Zor” — sert, testere, bıçak gibi. Der Zor: 1915 ve 1916’da yüz binlerce Ermeni’nin Osmanlı Türk hükümetinin I. Dünya Savaşı örtüsü altında gerçekleştirdiği soykırıma doğru zorla yürütüldüğü nihai varış yeridir burası.” Bugün Der Zor’da Ermeniler yaşamıyor, ama orada bir müze ve bir kilise var. Birkaç yıldır, Kürt illerinden de kazıldıkça kemikler çıkıyor. Mutki’de, Dersim’de, Hakkari’de, başka yerlerde… Tarihle yüzleşmemek ve inkarcılık, aynı mantığın 90 küsür yıldır sürmesine neden oluyor.
|
|
Soykırımın ekonomi politiği |
|
|
|
|
Geschrieben von: Administrator
|
|
Sonntag, den 19. Juni 2011 um 20:59 Uhr |
|
Armenian Weekly’de Uğur Üngör’ün “Müsadere ve Kolonizasyon: Jön Türklerin Ermeni Mülklerini Ele Geçirmesi” başlıklı önemli bir yazısı çıktı. Gerçekten de Türk burjuvazisinin ilkel birikim sürecine öncülük eden, Anadolu’daki tefeci bezirganlık, mütegallibe ve ağalığın derin kökleri 1915 ve sonrası politikalara dayanıyor. Geçenlerde Erol Özkoray da, soykırım inkarcılığının derin köklerine işaret etti.
|
|
‘Kıyım iyi de soykırım mı kötü?’ |
|
|
|
|
Dienstag, den 16. März 2010 um 02:00 Uhr |
|
Ermeni soykırımının tanınmasına ilişkin karar tasarısının Amerikan Temsilciler Meclisi komisyonundan tek oy farkla geçmesinden sonra, İsveç Parlamentosu da, Ermeni Soykırımı gerçekliğini onaylayan bir karar tasarısını kabul etti. Sadece bununla da kalmadı. Anadolu coğrafyasının “Rum, Süryani ve Keldani çocukları nerede?” sorusunu da gündeme soktu. Geçmişte de benzeri bir karar Komisyondan geçmiş, ancak Temsilciler Meclisi’ne sunulması, TC Hükümeti’nin ABD Hükümeti nezdinde yürüttüğü çabalar sonucu oylanmamıştı. Bu taslak da büyük ihtimalle geçmeyecek. Ama ne pahasına?
|
|
|
|
|
<< Start < Zurück 1 2 Weiter > Ende >>
|
|
Seite 1 von 2 |