|
Devlet Dink cinayetinin tam ortasında |
|
|
|
|
Hrant Dink cinayeti, Türkiye’nin AKP’ye yönelik darbe planlarının yapıldığı tarihlerde, ülkeyi kaosa sürüklemek amacıyla Danıştay baskını, Rahip Santoro cinayeti ile Malatya Zirve katliamının tam ortasında yer alan çok önemli bir kırılma noktası, adeta bir milat. Bu cinayet, Dink’in etkin ve ezber bozan Ermeni aydını kimliği ile de Türkiye’nin İttihatçılardan aynen devraldığı derin devleti en tepeden ve tüm ayrıntılarıyla görüyor. Tam da bu nedenle cinayetin hem öncesi, hem de sonrası, devletin içinde yuvalanmış suç odaklarınca karanlıkta tutulmaya gayret ediliyor. Burada hem “Ermeni”ye karşı aşkın nefreti paylaşan görevlilerin gönüllü ihmalleri, hem de doğrudan cinayeti işleyen örgütün içinde yer alan görevliler söz konusu. Siyasi irade ise kendi döneminde işlenmiş ve aslında faili hem meçhul, hem de meşhur olan bu cinayetin üzerine gerektiği gibi gitmiyor. Halbuki, Türkiye’nin tel tel dökülen, adaleti sağlamak yerine ideoloji bekçiliği yapan yargının içindeki cesur ve namuslu yargı mensuplarının tek ihtiyacı, siyasilerin önlerini açması. Ama bunun yerine, Dink cinayetinde mesuliyeti bulunan 28 görevliye soruşturma açılması üzerine İçişleri Bakanı Beşir Atalay vakit kaybetmeden “Soruşturma yok, inceleme var” diyerek devletin mesajını savcılara iletiyor. O İçişleri Bakanı ki, kurumu İstanbul 10. İdare Mahkemesi’nce Dink’in öldürülmesine imkanı ve bilgisi olduğu halde engel olmadığı ve onu korumadığı için mahkum etmiş.
|
|
Hrant Dink, Pınar Selek ve Cumartesi Anneleri |
|
|
|
|
Dienstag, den 08. Februar 2011 um 23:40 Uhr |
|
Failini meçhul eden, böylelikle de aslında meşhur eden bir ülke, Türkiye...
Agos’un önünde her toplandığımızda, ya da bugünkü gibi duruşmalar öncesinde, gün be gün beni en çok ifade eden, durumu en iyi özetlediğini düşündüğüm slogan, “En Meşhur Failleri Koruma ve Kollama Örgütü”nü ifşa edeni oluyor:
Katil Devlet Hesap Verecek!
|
|
Taraf, Ahmet Altan, Agos ve Hrant Dink |
|
|
|
|
Montag, den 24. Januar 2011 um 16:11 Uhr |
|
Pazar yazısı konseptime ihanet olmasın diye Rasim’in dünkü yazısına kısaca girişte yer vermek için sizden izin istiyorum.
Öncellikle bir düzeltme yapalım.
Benim tartışmaya dahil olduğum yer Erdoğan’ın Taraf ve Ahmet Altan’a açtığı dava.. onların kişilik özellikleri değil. Başkasının adına cevap verecek işgüzarlık istidadına sahip değilim. Konu Erdoğan’ın kibri ile yapmış olduğu bir hareketin muhtemel siyasi sonuçlarıydı.
Erdoğan’ın açmış olduğu davanın “biz” kısmı ile ilgili değildi cevabım. Varsın o kervana Başbakan da katılsın. “Ne gerek vardı bu tatsızlığa” gibi bir tavır bu gazeteyi temsil edemez. Hakkımızda açılmış 250 civarında dava var. Bu da onlardan birisi sadece. Diğer davalılarla bu ilişkiye girmemişsek, Başbakan’ın da bir özelliği yok, girmeyiz. Bu sadece bir ilke meselesi.
|
|
Ateşyan’ın sivil Ermenilere muhtırası |
|
|
|
|
Sonntag, den 12. Dezember 2010 um 15:37 Uhr |
|
Türkiyeli Ermenilerin Patriklerini seçememe sancısı üzerine geçen gün bir yazı yazdım. Konu gündeme gelmişti, çünkü “Patriğimi Seçmek İstiyorum İnisiyatifi” bu durumu protesto eden bir basın açıklaması yaptı. Bu inisiyatifin arkasında, Patrik Mesrob II’yi 1998 yılında 18 bin oyla seçen, toplamda ise 25 bin civarında oy kullanan Türkiye Ermeni cemaatinden 5500’e yakın seçmenin imzası bulunuyordu.
Basit bir hesapla, son seçimdeki verilere göre, tüm seçmenlerin beşte birini temsil eden, hem de sadece internette açılan bir bloga gönüllü olarak giren 5500 kişi, var olan dayatmadan rahatsız...
|
|
Ateşyan Patrik kisvesini giymemeli |
|
|
|
|
Geschrieben von: Administrator
|
|
Sonntag, den 05. Dezember 2010 um 02:00 Uhr |
|
Karışık ülke gündeminde Taraf okuyucularının ne kadar ilgisini çekiyor bilemiyorum ama, Türkiye Ermenilerinin Patrik seçememe macerasında dün çok önemli bir gelişme oldu.
Son yazımda biraz tarihçesini ve yaşanan sorunun kaynağını anlatmaya çalıştığım Patrik seçimi talebinin devlet tarafından reddedilmesi üzerine, Patriğimi Seçmek İstiyorum İnisiyatifi bir basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısını düzenleyenler arasında inisiyatifin içinde yer aldığım için ben de vardım. Konuyla ilgili haberi bugün gazetemizde okuyacaksınız zaten. Yer tasarrufu açısından ben konuyu biraz daha anlaşılır kılmaya çalışacağım bu yazımda.
|
|
Ermenilerin Patrik seçme hakkı nasıl gasp edildi |
|
|
|
|
Montag, den 29. November 2010 um 02:00 Uhr |
|
İki gün evvel sevgili dostum Dilek Kurban da yazdı. Konu şu Ermeni Patriği seçimleri. Daha evvel “Bu da Ermenilerin vesayeti” başlıklı bir yazı yazmıştım konuyla ilgili. O yazının yazılma sebebi, Patrikhane’nin Ruhani Kurul’u ve Patrik Seçimi Müteşebbis Heyeti’nin iki ayrı patrik seçme izin talebi dilekçesini uzun süre beklettikten sonra İçişleri Bakanlığı’ndan gelen: “Patrik seçemezsiniz, vekille idare edin” cevabıydı. Yani devletimiz, maalesef onulmaz bir hastalığa yakalanan, artık iyileşmesi ise kurul raporlarıyla imkânsız olan Mesrob II’nin ölmesini beklemeyi tavsiye ediyordu, yeni patrik seçmek için. Yani yönetilmemeyi ve kaosu.
|
|
Yerdeki kanı artık kaldırın |
|
|
|
|
Montag, den 25. Oktober 2010 um 02:00 Uhr |
|
Tarihimizde pek çok faili meçhul var.
Mübarek, adeta bir faili meçhuller diyarıyız. Bu böyle olmasına böyle ama, failleri tamamen ortaya çıkarılmış tek bir hadise yok. Yazıklar olsun! Hasan Fehmi’nin, Ahmet Samim’in, Sabahattin Ali’nin kanları bile daha yerde, ruhları huzur bulmuş değil. Yüz yıl geçti üzerinden, insaf!
Ve bu durum beni ziyadesiyle rahatsız ediyor.
|
|
Dink sorularına Gül, Atalay, Davutoğlu ve Ergin cevaplar |
|
|
|
|
Donnerstag, den 14. Oktober 2010 um 02:00 Uhr |
|
19 Ocak 2007 tarihinde “karanlık” bir suikasta kurban giden Hrant Dink’in arkadaşları Bilgi Edinme Kanunu kapsamında devlete 13 adet soru sormuşlardı.
O 13 uğursuz soruya, 13 cevap geldi.
Bu sorular neden sorulmuştu?
Çünkü AİHM’e, Dink’i bir neo-nazi ile mukayese eden bir savunma gönderilmiş olmasına dair, Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’nun sarf ettiği “Ruhuma birçok krizden ağır geldi, sindiremedim” ve Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün ise “Hrant Dink maalesef gerekli tedbirler alınamadığı için hayatını kaybetti” sözleri bize mütevazı bir ümit vermişti.
Çünkü suikastın “karanlık” yüzü bir türlü aydınlatılamamıştı. Mahkeme sürecinde Pelitli Şeytan Üçgeni bir türlü kırılamamıştı. Zaten bizzat Başbakan Erdoğan “Biz cinayeti gerçekleştirenleri yakaladık ama asıl arkasındaki güçleri demiyorum” demişti.
Samast-Hayal-Tuncel...
|
|
Ahtamar ve kendi kendinden kovulmak |
|
|
|
|
Donnerstag, den 23. September 2010 um 02:00 Uhr |
|
“Ahtamar ah” yazım epeyce bis aldı. Konuya devam etmem, gözlemlerimi daha ayrıntılı yazmam istendi. Belli ki bu hepimiz için (hepimiz derken “hepimizi” kastediyorum. Yani Türkiye’de yaşayan Ermeni, Türk, Kürt, Azeri, Çerkes vs. asıllılarla, diasporada yaşayan Ermeni asıllı Türkiyeliler) ciddi bir ihtiyaç. Bu ihtiyaç belki 1915’ten de önce, belki Anadolu’daki kırılmanın sosyo-politik zemininin olgunlaştığı 18. yüzyıldan beri ertelenen bir psikolojik durum. Yürekler ne kadar sertleşmiş, bu sertlik düşünceleri ne kadar savurmuş olursa olsun, en radikallerden en cesur özgürlükçülere değin örtük veya açık, “eve dönmeye” şiddetli bir ihtiyaç gözlemliyorum.
|
|
|