| BASKIN ORAN: Davacının da yargıcın da başı dertte |
|
|
|
| Mittwoch, den 15. Februar 2012 um 20:06 Uhr | |
|
ANKARA (AA) – Gaziantep’teki bir mahkemenin yargıcı hakkında, Adalet Bakanlığı’nın izniyle HSYK tarafından soruşturma açıldı. Soruşturmanın 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 82. Maddesi uyarınca başlatıldığı, bunun, emlak simsarlığı yapan XXX adlı vatandaşın açmak için başvurduğu bir davanın yargıç tarafından Türk hukukuna aykırı biçimde kabul edilmesinden kaynaklandığı anlaşıldı. Davacı XXX, 1919-20’deki Fransız işgali sırasında dedesinin babasının öldürüldüğünü, 3,5 kg altının ve yüzlerce büyük ve küçükbaş hayvanın gasp edildiğini ileri sürerek, gösterdiği hasımlardan (Sarkozy, Fransa, Diaspora, Ermeni vakıfları) 45.000 Avro maddi ve 5.000 Avro manevi tazminat talep etmişti. A.A.’ya bu sabah yurdun farklı bölgelerinden ulaşan haberlere göre, yargıç ve davacı hakkında Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca çeşitli suç duyurularının yapıldığı da öğrenildi.
Niçin soruşturma açıldı? 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Dava Şartları” başlığını taşıyan 114. maddesinin (a) şıkkına göre, bir davanın açılabilmesi için her şeyden önce “Türk mahkemelerinin o davada yargı yetkisinin bulunması” gerekiyor. A.A.’nın bilgisine başvurduğu hukuk uzmanı Prof. Danış Danışmangil konu hakkında şunları söyledi: “HSYK’nın 114. madde uyarınca soruşturma açması hukukumuza uygundur. Çünkü uluslararası hukuktaki ‘Devletin Yargı Bağışıklığı’ ilkesine göre, hiçbir ülkenin milli mahkemesi başka bir devleti yargılayamaz. Nitekim İtalyan mahkemelerinde Almanya’nın II. Dünya Savaşındaki kimi eylemlerine karşı açılan ve İtalyan Yargıtayı’ndan da geçen bir dava, Almanya tarafından Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na götürülmüş ve Divan geçtiğimiz 3 Şubat’ta Almanya’yı haklı bulmuştur”. Prof. Danışmangil şöyle devam etti: “Yalnız, gösterilen hasımların mantıklı olmamasının yanı sıra, dava dilekçesinde ilginç bir nokta dikkatimi çekti: Davacı 3,5 kg altının ve yüzlerce hayvanın gasp edildiğini ileri sürüyor. Altının kg’si 78.725 TL’den işlem gördüğüne göre, hayvanlar hariç sadece bu altın tam 275.537 TL tutar. Davacı maddi tazminat olarak 45.000 Avro talep etmiş ki, yalnızca 103.500 TL eder. Sırf bu tutarsızlık bile davacı beyanının samimiyeti hakkında bende şüpheler uyandırdı”. “Son kertede absürd” A.A. muhabirinin bilgisine başvurduğu Ankaralı başka bir uzman hukukçu ise farklı bir görüş dile getirdi: “Yargıç bu davayı, asıl, son kertede absürd olduğu için derhal reddetmeliydi. Dava dilekçesinin tamamı gülünç ötesi”. Uzman, görüşünü şöyle açıkladı: “Bir kere, hasımlar gülünç. Davayı Sarkozy’ye açmış. Makamına açsan, cumhurbaşkanları sorumsuzdur. Şahsına açsan, 1919 yılında değil Sarkozy, onun babası bile henüz ana rahmine düşmemişti. ‘Ermeni Diasporası’na açmış. Dünyada ne böyle bir gerçek kişi var, ne de tüzel kişilik; herhalde “Diaspora” diye bir dernek olduğunu sanmış. Ayrıca, 4 tane Ermeni vakfına açmış. 5 Kasım 1919’da başlayan Fransız işgaline yurt dışından gelen Ermeni Lejyonu da katıldı ama, bu vakıflar İstanbul’da; Gaziantep’le ne ilgileri olabilir? Ayrıca 38 Ermeni vakfı varken niye bu dördü, hiç belli değil. Adreslerini bulduklarını koymuş olabilirler. İki tanık göstermişler; bunlar 1919’da doğmuş olsalar 93 yaşındadırlar ama, doğdukları yılın olayını ne bilecekler? Nüfus tashihi davalarında bile yargıç, tanıkların durumu bilecek kadar yaşlı olmalarını ister. Tabii, bir de gösterilen ‘deliller’ arasında, aynen şöyle deniyor: ‘Her türlü bilimsel gerçekliği kanıtlanmış tarihî kitaplar’. Bütün bunlar gayri ciddi. Sadece adaleti oyalamaya yarar”. İstanbul Üniversitesinden bir hukuk doçenti şöyle konuştu: “Davacının resmini gazetelerde gördüğüm için kendisini anlayabiliyorum, ama hukuk mezunu avukat bu kadar hukuksuzluğu bir araya getirmeyi nasıl başarmış, çıkaramadım. Bu avukatın, mesleği küçük düşürmekten Gaziantep Barosu’na bildirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hatta kendisinin mezun olduğu hukuk fakültesi saptanmalı ve YÖK bilgilendirilmelidir”. “Bu dava Türk milletini aşağılar” Diğer yandan, yargıç ve davacı hakkında TCK hükümlerine göre çeşitli suç duyuruları yapıldığı ortaya çıktı. Ermeni vakıflarının davada hasım gösterilmesinin Türkiye’deki Ermeni kin ve düşmanlığından kaynaklandığı, bunun bir nefret söylemi olduğu, davacının “halk arasında kin ve düşmanlık yayma”yı cezalandıran TCK Md. 216/1 ve 2’yi ihlal ettiği savunuldu. Suç duyurularından birinde şöyle denildi: “Bir hafta önce Malatya’da belediye Ermeni mezarlığını iş makineleriyle yıkmıştır. Hıristiyanların seri halde öldürüldüğü ve azmettiricilerin ortaya çıkarılmadığı bir ülkede şimdi bu vakıflara bomba atılması ihtimali vardır. Burada, 216/2’nin öngördüğü ‘kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlike’nin ortaya çıkması söz konusudur”. Daha ilginç olarak, bir başka suç duyurusunda, dilekçede “Türk milletini aşağılama” olduğu ileri sürüldü. Buna göre, davacı ile yargıcın TCK md. 301/1 ve 2’den yargılanması istendi. A.A. muhabirinin görüştüğü suç duyurusu sahibi şöyle konuştu: “Davacı, bu absürd davayı açarak Türk milletini dünya kamuoyu nezdinde gülünç duruma düşürmüştür. Delil olarak ‘bilirkişi’ ve ‘keşif’ zikredilmiştir. Herhalde bu bilirkişiler 1919’a giderek keşif yapacaklardır. Türk ve dünya basınında bu haber ‘İster inan ister inanma; bu dava gerçek!’ manşetleriyle çıkmıştır. Davacı “Türk milletini aşağılama”yı cezalandıran TCK 301/1’den yargılanmalıdır. Yargıca gelince, o da bu absürd davayı kabul ederek ülkemizi uluslararası alanda küçük düşürmüştür. Oysa görevini yapsaydı yani HMK md. 114’ün amir hükmünü uygulayıp baştan reddetseydi, dünya kamuoyuna alay konusu olmamızı önleyecekti. Kendisine ayrıca TCK md. 301/2’den, yani “devletin yargı organlarını aşağılamak”tan, davacıya da resmî kurumları oyalamayı cezalandıran TCK 271 uyarınca suç duyurusunda bulundum”. Muhabirimizin bugün telefonla konuştuğu emekli bir uluslararası hukuk profesörü de şunları söyledi: “Bu dava dilekçesinin sonunda şöyle diyor: ‘Burada zamanaşımı uygulanamaz çünkü Fransızlar bu yeni yasayı 2001’de çıkardıkları yasaya dayandırmışlardır’. Bunca yıllık hukukçuyum, zamanaşımını bu gerekçeyle reddedeni ne gördüm ne duydum”. (b.o./a.a. – Ankara) “Geleneksel” zorunlu not: Bu yazıda, Gaziantep’te açıldığı belirtilen dava tamamen gerçek, gerisi tamamen benim uydurmamdır. İronidir. Haber gibi gözükmesi için de, kadim gazeteci Aydın Engin tarafından gözden geçirilmiştir. Yargıcın, mahkemenin ve davacının isimleri hukukçu dostlarımın “Aman, burası Türkiye!” uyarılarıyla silinmiştir. Bizimki gibi ülkelerde mizah bile işte böyle otosansürlü yapılır.
Kaynak: Radikal Iki |
Top 10
- Die Anerkennung des Völkermords und die US-Politik
- “Eine tatsächlich Öffnung des türkischen Staates steht noch aus”
- Eyewitness accounts of the Armenian genocide from the Danish archives: Digin Versjin
- Die Kurden und der Völkermord an den Armeniern - Einige Stellungnahmen von kurdischen Politikern und Autoren
- Erika Steinbach und der Zentralrat der Armenier in Deutschland
- Wie in Deutschland das Image eines despotischen Regimes aufpoliert wird
- Gibt es neue Lösungsmechanismen im Karabach-Konflikt?
- Missak Manouchian
- ‘A Fate Worse Than Dying’: Sexual Violence during the Armenian Genocide
- Völkermordleugnung als Normalität
Suche - Search
Termine
19. Mai 2012 ab 17:00 Uhr
Gedenkveranstaltung an die Opfer des Genozids an den Pontosgriechen 1916-1923
Vortrag von Dr. Tessa Hofmann
Ort: Gesamtschule Ronsdorf, An der Blutfinke 70, 42396 Wuppertal
Veranstalter: Kulturverein der Griechen aus Pontos in Wuppertal und Umgebung
19. Mai 2012 ab 16:00 Uhr
Schweigemarsch anlässlich des Gedenktages des Völkermords an den Pontos-Griechen
Start: Wilhelmsplatz 10, 70182 Stuttgart
Ziel: Kranzniederlegung am Stauffenbergplatz am Mahnmal für die Opfer des Nationalsozialismus
Ankündigungsflugblatt der Veranstalter >>
10. Mai bis 24. Juni 2012
„Der vergessene Völkermord“
Austellung mit Aufnahmen, die Armin T. Wegner von der Vertreibung und den Morden an den Armeniern machte
Ort: Mahn- und Gedenkstätte Steinwache, Steinstraße 50, Dortmund
Öffnungszeiten: dienstags bis sonntags von 10 bis 17 Uhr
Eintritt ist frei!
Ohne Kommentar
„Der Zentralrat der Armenier in Deutschland (ZAD) hat den Veranstaltern des Steiger Award eine machtvolle Demonstration der Empörung versprochen“ (ZAD-Info, 15.03.2012)











